İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (British East India Co.)

0

Gelecekte “İngiliz İmparatorluğunun İncisi” olarak kabul edilecek olan Hindistan’ın, İngiliz derin devleti tarafından sömürgeleştirilme hikayesi bu şekilde başlamış oldu. Hindistan, artık kendi içinde sınıflara ayrılmıştı: Kendi haklarını korumaya çalışan soylu aileler ve varlığını İngiltere’ye borçlu olan yeni bir orta sınıf. Doğu Hindistan Şirketi (East India Company), 1600 yılında Kraliçe I. Elizabeth’in onayı ile resmiyet kazanmıştır. İngiltere’nin Hindistan hakimiyeti, Londra’da kurulan bu şirketin Hindistan’ın Bengal bölgesinin devlet gelirlerine el koymasıyla başlamıştır. Şirket tarafından yavaş yavaş yönetilmeye başlanan Hindistan’da, İngiliz derin devleti kendi hakimiyetini emin adımlarla kurmaya başlamıştır. Kısa bir zaman sonra, birbirinden bağımsız prensliklerin yanı sıra bütün Hindistan’ın yönetimini İngilizlerin üstlenmesini ve tüm yüksek düzey makamların İngilizler tarafından işgal edilmesini sağlayacak olan, Imperial Civil Service (İmparatorluk Sivil Servisi) olarak da bilinen Indian Civil Service kuruldu.

Indian Civil Service binasının çatısı
Indian Civil Service binasının çatısı

Doğu Hindistan Şirketi, Babil bankacılık sistemine dayanan ve günümüz merkez bankacılığının ilk adımı olan “Kısmi Rezerv Bankacılığı” sistemini Hindistan’dan İngiltere’ye taşımıştı. (Kısmi Rezerv Bankacılığı, bankaya yatırılan paranın belli bir miktarının rezervde tutulup, geri kalanının kredi ve diğer şekillerde yatırımcılara ve piyasaya verilmesi esasına dayanan bankacılık sistemidir.) Bu finans sistemi pek çok ilginç uygulamayı da beraberinde getirdi. Fransız Devrimi, Napolyon Savaşları, Anglo-Boer Savaşı [Britanya İmparatorluğu ile Güney Afrika’daki iki Boer (Afrika) Cumhuriyeti arasındaki savaş], I. Dünya Savaşı, Bolşevik Devrimi gibi çatışma ve savaşların ortaya çıkışında özellikle bu finans sisteminin işleyişi oldukça etkili oldu. Bolşevik Devrimi dahi, İngiliz derin devletinin güdümündeki gizli örgütler tarafından planlanmış ve finanse edilmiştir. Devrimin bağımsız bir hareket olmadığını Mart 1922’de Lenin de kabul etmiştir. 11. Parti kongresinde Lenin, partinin “dev bir bürokrasi” tarafından idare edildiğini açıkça söylemiştir.

Savaşların, rezerv bankacılığı için, önemli bir kar imkanı olarak görüldüğü gerçeği, kuşkusuz günümüzde daha fazla deşifre olmuştur. Eski istihbarat ajanı Dr. John Coleman, bu durumu şu ifadelerle açıklamıştır:

I. Dünya Savaşı üzerine tarih bilimci Alan Brugar, uluslararası bankaların savaşta ölen her bir askerden 10.000 Dolar kar ettiklerini tahmin ediyor. Savaşın her iki tarafını da finanse eden Illuminati–Rothschilds–Warburg–Federal Rezerv Bankaları’nın oluşturduğu 300 kişilik komiteye göre hayat oldukça ucuz.

Doğu Hindistan Şirketi’nin şekillenişi asıl olarak başta Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti olmak üzere doğal kaynakları zengin olan ülkeleri sömürmek amacını taşıyordu. “Kısmi Rezerv Bankacılığı”, yukarıda da belirttiğimiz gibi, İngiltere ve Amerika tarafından I. Dünya Savaşı’nın finansmanında kullanılmıştı. 1661 yılında İngiliz Kralı II. Charles, Doğu Hindistan Şirketi’ne bağımsız devletlere savaş açma veya onlarla barış yapma imtiyazını vermişti. Finanstan sorumlu özel bir firmaya, devletlerle savaşa girme veya savaşı durdurma yetkisi verilmesi bir ilkti. Çeşitli ülkelerdeki tarım arazilerine ve ürünlere bu yetki ile el konabilmiş, bir finans firması, çeşitli ülkelerin prensleriyle muhatap hale gelmiş ve piyasadaki para arzını arttıran kısmi rezerv sistemine hakim olmuştu. 1830 yılı itibariyle tüm Hindistan, Doğu Hindistan Şirketi’nin egemenliği altına girmişti.

OKUDUNUZ MU?  300’ler Komitesi (Committee of 300)

1702 yılında Doğu Hindistan Şirketi, ismini İngiliz Doğu Hindistan Şirketi [British East India Co. (BEIC)] olarak değiştirmiş ve Hindistan’da uygulanan bu rezerv sistemi tüm dünyaya yönelik uygulanır hale gelmişti. Bu sistem, günümüzde tüm piyasaları belirleyen federal rezerv bankacılığının yani merkez bankalarının da kökenidir.

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin ilk uygulamalarından biri, kast sistemine karşı çıkan Sihlerin gücünü kırmak için ajanlar kullanmak oldu. Hindistan’da geleneksel olarak var olan kast sistemi, İngilizlerin bu etkisinin ardından ırkçılığı ön plana çıkaran ürkütücü bir hale büründü. İngiliz derin devletinin etkisiyle Müslümanlar ve Sihler arasında da derin ayrılıklar baş gösterdi.

1813 yılında parlamentoda yapılan temsillerden sonra İngiliz Hükümeti, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ile olan sözleşmesini 30 yıl daha uzattı. 1833 yılında parlamento, sözleşmeyi tekrar 20 yıl daha uzatma kararı aldı. Hindistan’da, İngiliz idaresine karşı görüşler ortaya çıkmış ve 1857’deki Büyük Hint Ayaklanması’nın (Sepoy İsyanı) hemen ardından Hindistan doğrudan doğruya İngiliz İmparatorluğu’na bağlanmış ve 1876 tarihinde hukuki olarak Kraliçe Victoria, Hindistan İmparatoriçesi sayılmıştı. Aynı yıl içerisinde oluşan kıtlık, 2 milyondan fazla alt sınıf kabul edilen Hintlinin ölümüne sebep oldu. Bununla birlikte, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin hakimiyeti boyunca 6 milyondan fazla alt sınıf Hintli kıtlık yüzünden hayatını kaybetmişti.

İngiliz derin devletinin hakimiyeti, Hindistan’da bu tarihlerden sonra daha da güçlendi. İngiltere’nin en iyi kurumlarında yetişen kişiler, Hindistan’da idari pozisyonlara ve toplumu yönlendirecek basın ve hukuk gibi önemli pozisyonlara getirildiler. İngiliz derin devleti, sadece ülkenin genelinde değil, prensliklerin de tümünde hakimiyet sahibi olduğu için her yere nüfuz edebildi. Her prensin yanına bir İngiliz komiser atandı. Söz konusu komiserlerin, prensleri kontrol altına alan, denetleyen kişiler olduğu herkes tarafından biliniyordu. Ülkenin askeri özgürlüğü yoktu; içte olduğu gibi dış politikada da hiçbir bağımsızlığı bulunmuyordu. İngiliz hakimiyeti ile birlikte Hindistan’a ait her şey İngiliz derin devletinin idaresi altına girmişti.

OKUDUNUZ MU?  Kuru Kafa ve Kemikler (Skull and Bones)

Afyon ticaretinin de, İngiliz derin devletinin etkisiyle geliştiği ve Hindistan üzerinden en önemli sömürü kaynaklarından biri haline getirildiği bilinmektedir. İngiltere’nin Hindistan’ı işgalinde tanınan bir figür olan Robert Clive, 1765 yılına kadar dünyanın afyon yetiştiriciliği bakımından en zengin arazilerini tam olarak kontrolü altına aldı.16 Bölgeye hakim olan ırkçı ve ürkütücü tabloya, ilerleyen yıllarda artık uyuşturucu ticareti de eklenmişti. İngiliz derin devleti, tıpkı Güney Afrika’da olduğu gibi, iyi bir pazar olduğunu düşündüğü Hindistan’da da idareyi ele alarak, halk arasında ayrılık çıkararak, ırkçılığı önemli bir koz olarak kullanarak, ülkenin kaynaklarını ele geçirerek ve uyuşturucu trafiğini kontrol altına alarak hakimiyet kurabilmişti.

Hindistan, o tarihten itibaren İngiliz derin devletinin pek çok propaganda projesini yürüttüğü bir ana üs haline gelmiştir. Bu projenin en önemli idari mercii ise, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi olmuştur. Dünyayı idare etmek adına kurulacak olan tüm gizli derneklerin ana karargahı olan bu şirket, İngiliz derin devletinin 19. yüzyıldan itibaren dünyaya hakimiyetinin temel adımını oluşturmaktadır.

Bunları da Okursunuz Heralde Dimi :) Daha Fazla Yazı